Her gün birileri gidiyor hayatımdan.. Ve artık dudağımın kenarından gülümsemeyle izliyorum olanları. Gülümseme belki de küçümseme ya da çok önemseme ve belli etmemeyi isteme, adı neyse ne...
Gidenler.. Ve kalan...
Herkesin hayatlarının yoğunluğunun arasında bi yerlerde tek başına kalmış ve bazı kalabalıklara sıkışıp yalnızlaşmış bi ruh olduğunu, bir AVM'de tek başına yürürken anladı. "Yanıma gel" diyebileceği bir elin 5 parmağını geçmeyecek kadar insanın bi yerlerde birileriyle olduklarını ve gelemeyeceklerini; gayet gülen sesleriyle söylediklerinde; bunu işittiğinde anladı...
Hep böyle olur ya, tesadüfler hep filmlerde var gibi görünürdü ama aslında film diye izlediklerimiz gerçek hayatların ta kendisiydi..
İşte şimdi tam da öyle bi yerdeydi. Koca bir AVM.. Bulunduğu koridorda sadece kendisi var gibi ve sanki dönüyor mağazalar etrafında, evet yalnızlığında...
Garip...
Cumartesi, Ekim 01, 2011
Perşembe, Eylül 08, 2011
NEY....
Odamdayım iş yerimde...
Diyete uygun yemek yenildi....
Çay içildi.. Bi de püfürttürüldü bugünlük....
Pazartesi günü minikler geliyor diye okulda yoğun bir çalışma var.
Ben şu 10 dakikayı kafa dinlemeye ayırdım.
Zamanında ney üflemeye niyetlenmiştim. Olmadı.
Ama dinlemekten hiç vazgeçmedim.
Odam huzur doldu....
Ney'İn huzuruyla; eski huzurum şimdiki huzursuzluğumla başbaşayım odamda.. İçine iç çekişleri de kattım... Dinliyorum....
Diyete uygun yemek yenildi....
Çay içildi.. Bi de püfürttürüldü bugünlük....
Pazartesi günü minikler geliyor diye okulda yoğun bir çalışma var.
Ben şu 10 dakikayı kafa dinlemeye ayırdım.
Zamanında ney üflemeye niyetlenmiştim. Olmadı.
Ama dinlemekten hiç vazgeçmedim.
Odam huzur doldu....
Ney'İn huzuruyla; eski huzurum şimdiki huzursuzluğumla başbaşayım odamda.. İçine iç çekişleri de kattım... Dinliyorum....
Salı, Eylül 06, 2011
saklambaçç....
Yazmıyorum gibi geliyor bana bloğuma bakınca ama gerçekten yazıyorum =) Yazdıklarımı kendime saklama gibi bi huy geliştirdim bu aralar. Aslında paylaşılabilecekken hazırda bekleyen bisürü yazı var ve ben hiç birisini paylaşmıyorum. Uzaktan izliyorum hepinizi ve belki yorum yazıyorum belki yazmıyorum. Her gün bloğuna bakmadan güne başlayamadıklarım var aranızda ve aslında onlar bile bilmiyorlar gizliden takip edildiklerini =) ama bence bunu okuduklarında anlayacaklar, kendilerini bilecekler yani =)
Yazdıklarımı kendime saklamak, kendimi birilerinden saklamak, köşe kapmaca oynamak ve görmek istediklerime bile görünmemek..
İstiyorum da İstemiyorum gibi..!
Bunu da bu ara çok taktım dilime.
İstiyorum da istemiyorum!
İstiyor musun istemiyor musun nedir derdin Pınar nedir derdin.. =)
Saklambaç oynayasım var heralde bu aralar dünyayla… Ben saklanıyorum ama hepinizi görüyorum…
Bilgisayarın camının karşısından, arabanın dikiz aynasından, masanın karşı tarafından ve yakamozun düştüğü tarafından denizin….
“Yarım ay var gökyüzünde bu gece; tamam biraz daha yalnız kalalım,
Dolunay olduğunda gel,
yakamozda elini ver,
gel,
lüfffen lüffffenn….”
Pazartesi, Ağustos 22, 2011
BURCU'YA:SORGULAMAMANIN İNCELİKLERİNE DEĞİNMEYİ DENİYORUM :)
Sorgulamamayı nasıl beceriyorsun Pınar? Bir de onun inceliklerine değinsen hani :) demişti BURCUCUM... =)
Değinmeyi deniyorum şimdi söz verdiğim gibi,
bakalım olcak mı… ;)
Aslında çok ince bi nokta ve aslında çok basit ve aslında çok karışık…
Düşündüm de acaba gerçekten sorgulamadan mı yaşıyorum diye..
Yok aslında öyle değil ya da öyle de, işin özü İNANDIĞIMI YAŞIYORUM…
Altıncı his denilen şeyin varlığına gerçekten inanan ve bunu çok derinden yaşayan biriyim. Böbürlenilmeli mi bununla bilemiyorum ama bazı şeyleri hissedebilme konusunda iyi olduğumu söyleyebilirim.. Birini ilk gördüğümde hoşlanmadıysam mutlaka bi zaman sonra bi falsosunu yakalarım. Birisine çok kanım kaynadıysa eğer kaynamıştır onun için her şeyi yapabilirim. Belki bazen aşırıya kaçabilirim ama bu da benim yapım ne yapabilirim.
Ve bi de konuşmayı çok sevmeyen biriyim. Aslında böyle biri olDUM. Çok konuşmanın gerçekten çok fazla faydası olmadığını fark ettiğim anda susmayı, dinlemeyi ve izlemeyi seçtim. Böylesi daha iyi gibi geldi. İzleyip dinleyip bazı şeylere ulaşmak daha cazip geliyor. Çok şeffaf ama aslında çok kapalı biriyim. Beni tanıyanlar hep “bırak artık kendinden vermeyi, her şeyini anlatma sus biraz” deseler de beni çok çok iyi tanıyanlar hep “senin böyle bi huyun var mıydı ya” da diyebilirler. Fazla konuşmak fazla cümle kurmayı gerektirir. Fazla cümle fazla didiklemeyi fazla didiklemek de huzursuzluk takar peşine.
Yakın zamanda, çok değil daha 6 ay öncesine kadar “bırak sorgulamayı ya ne geliyosa onu yaşa bi” diye bi cümle kullandım. Aslında kendi yaptığım şeyin tavsiyesini verdim. Aslında yaptığım şey, inandığım şeyin peşinden gitmekti.
Çünkü ya yaşarsın ya kaçarsın…
Böyledir bu!
Bi insan kendisini tanıyorsa eğer, inandıkları ve inanmadıklarını kendi içinde gruplayabiliyorsa eğer, çok fazla sorgulamanın alemi yoktur.
İnanıyorsan yaşarsın, inancının içinde bi parça da olsa inançsızlık varsa eğer işte o nokta geri dönülesi bi noktadır..
Aşıksan aşıksındır. İmkansız gibi görünse bile eğer sen inanıyorsan, imkanlar sadece kendi elindedir.
Gitmek istiyorsan gidersindir. Günü belki bugün değildir ama bi gün gideceğin gündür.
İki yol çıkar karşına biri aydınlık biri karanlık. Işık görmek istemiyorsan karanlık olanı seçersin ama belki de o karanlığa kendi ışığını yaratacağına inandığın için girmişsindir…
Hayata karşı kalkanlarım olmadı hiç. Ne geldiyse onu yaşadım hep, sonrasında “keşke yapsaydım” dememek için. Zararı yok mu, var… Yaşamadan kaybedeceklerimden, olsaydı ne olacaktı diye düşüneceklerimden daha çok değil..
Gurur diye diretilen şeyi çok fazla taşımam ceplerimde. Yüzsüz değilim elbette ama bir gurur bir inat uğruna istediğim inandığım şeyden asla vazgeçmem, sonuna kadar savaş yani…
Olmayacak bir şey diye düşündüğüm bir şey için değil ama, İNANDIĞIM BİR ŞEY için sonuna kadar…
Ya çok acizce ya çok güçlüce bi taktik bu belki hayata karşı..
Bilmiyorum ama böyle..
Olanlar olduktan sonra kendi kendime didiklemiyor muyum didikliyorum. Gecelerce düşünüyor düşünüyor sabahları etmiyor muyum ediyorum. Ama benim bu sorgulamasızlığım ya da bu cesur yürekliliğim yüzünden, kendimi suçladığımdan yargıladığımdan değil bu; gördüklerime inanıyorum ve inandıklarım yıkılıyorsa eğer; bazı şeyleri bana gösterenlerle ilgili bir problem olduğunu düşünüyorum, benimle ilgili değil…
İnsanlara inanmamayı pek beceremedim bu yaşıma kadar, sanırım bundan sonra da beceremem, yalan duymak en sevdiğimle yollarımı ayırmam için tek sebebim… Yalan varsa orada inanılacak hiçbir şey yoktur çünkü…
“ihtimal dahilindedir”; çok sevdiğim birinden yeni öğrendiğim bi cümle…
Hayatta hep bi ikinci şansımız varsa eğer, bi ikinci şansın olmaması da İHTİMAL DAHİLİNDEDİR. Bunun bilincindeyim elbette… Hayatımdaki her şey için şans demem ama bir şeye eğer “şansım” diyorsam eğer; şansımdır.. Çok şanslı bi insanmışım gibi de gelmiyor ama birine bir yere eğer ŞANS diyorsam şanstır o… Ben öyle diyorum çünkü ben öyle inanıyorum.. Hele bi de Son Şans’ımsa eğer… Son inandığımdır ve benimle olmalıdır…
Grileri hiç sevmem. Ya siyahtır ya beyaz.. Neyin siyah neyin beyaz olduğunu bilemeyiz belki bizim için ama grileri sevmediğimi biliyorum. Bir şeyin beyaz olduğuna inanıyorsam bugün, o beyazdır… Yarın siyah olursa eğer, o zaman da siyahı yaşarım çok problem değil. Bugün bana beyaz gelen yarının siyahı olabilir diyerek, yarınımın da beyaz olma ihtimalini yok sayamam… Bu gün beyazsa eğer gerçekten, yarın da beyaz olma ihtimali muhtemeldir ve belki de çok yüksektir.
Çok yakın bir arkadaşım uzun zamandır terapi alıyor ve terapileri ile ilgili sadece tek bir cümle söyledi bana; “psikiyatristim dedi ki, yarını düşünerek bugünü yaşamaktan vazgeçme, hatta 1 saat sonranı düşünerek bile bu saniyeni heba etme. Bırak yarın geldiğinde yarını yaşarsın. Önce bu anında bul kendini…”
Doğru mudur yanlış mıdır, tartışılır elbet…
Yaşadıklarımız değil midir ki zaten hayat görüşümüzü belirleyen…
Yaşayarak büyüyoruz madem, herkesin bi yaşam biçimi bi felsefesi var…
Belki de benimki bu..
Ya siyah ya beyaz.. hep uçlarda belki de, ya dipte ya tavanda.
Çok fazla sorgulamak, çok fazla kayıp demek gibi geliyor bana..
Yarından korkmak demek; bugünden caymak ve yarın yaşanacak hayattan kaçma gibi…
Bugün mutluluk varken, yarının endişeleriyle bugünü de zindana çevirmek…
Acaba’lar daha bi bebek dünyaya gelmeden önce bile var “kız mı olacak erkek mi acaba”diye.. Nedir yani, ben kız çocuk istiyorum ama erkek olursa diye çocuk sahibi olmayayım mı?
Derdim şu ki, acabalarımız yüzünden yaşayacaklarımızdan vazgeçmeyelim…
İnandığımız şeyin peşinden gitmek, yaşama amacımız demek…
Pes etmek, mücadele etmekten de caymak demek…
Herkes birbirinden farklıdır kabul, kırılmak kızmak mutlu olmak şahlanmak, her şey her şey bizim içinse madem…
Bazen risk almak iyidir…
Su akar yolunu bulur..
Bazen bırakmak akışına iyidir..
Elindeki asanın adı “inanç”olursa eğer, gerisi teferruattır…
Ölmek için yaşıyoruz her gün, diye okudum geçenlerde…
Hayatın ipleri sanki ellerimizde gibi görünse de, aslında biz hayatın ellerindeyiz…
Sevgiler... ;)
Pazar, Ağustos 21, 2011
BAZI YERLER....
Bazı yerler insana gerçekten acı veriyor. Hani olur ya kapısından içeri girdiğiniz andan itibaren gördüğünüz şey oradaki koltuklar sandalyeler ve tavan değildir, daha önce orada görüp geçirmişliklerinizdir. Kokusu bile yüzünüze vurduğunda aynı mutluluk ya da aynı huzur ya da aynı huzursuzluk ya da aynı acı canlanır. Hareketlenir birden ortalık. Birileri koşuşturmaya başlar etrafınızda. Sesler duymaya başlarsınız. Belki çığlıklar ya da sessizlikler içinde kaybolursunuz. Sizi ziyarete gelen en yakın arkadaşınızla birlikte yediğiniz yemeyi ya da kimsecikler yokken oturup ağladığınız ve yumrukladığınız sandalyeyi…
Sonra terasına çıktığınızda hatırlarsınız sigaranıza çayınıza eşlik eden çok ekli gazeteyi.
Ve hatırlarsınız günün burada geçen en zevkli saatini…
Gelişinizi ve gidişinizi..
Gelenleri ve gidenleri…
Gelmeyenleri ve zaten gelmediği için göremediğiniz için gidişleri…
Ve hayalleri görürsünüz.. Olmasını istediklerinizi ama bir türlü gerçekleşmeyenleri…
Hangi odada hangi şarkının çaldığını
Ve ağrıyan bedeninizi dinlenmesi için rastgele kendinizi üzerine attığınız halıyı…
Yalnızlığınızı..
Ya da kalabalıklığınızı…
Kendinizin farklı kişiliklerini..
Şizofrenik hallerini…
Ve depresyona girmiş kendinizsizliğinizi..
“kendinizsizlik”..
Böyle bi kelime var mı acaba, ya da şimdi ben mi uydurdum ki burada?
Aman bilmiyorum ya diyorum ya, bazı yerler acı veriyor insana..
Ben de tam öyle bi yerdeyim şuanda…
Her şeyi çok tazeyken yaşadığım…
Ve yalnızlığı paylaştığım…
Bazı yerler acı veriyor insana…
İç çektiriyor..
Ama…
Bi işe yaramıyor….
Salı, Ağustos 16, 2011
Günün en sevdıgım zamanı....
Günün en sevdiğim zamanı şu zamanlar.. yani şimdiki gibi 17:52 zamanları..
İşten eve gelmişim, yorgunum, oruç deseniz artık son saatlerini oynuyoruz ve sabrın sınırındayız.
Sessizleşiyorum ve geliyorum koltuğuma oturuyorum. Bu koltuk artık bana ait gibi oldu. Evin hiçbir bireyi gelip oturmuyor. Hep boş. Hele geceleri sürekli bana ait. Öyle ki köşesinde ne yazılar yazıyorum oh oh…
Bilgisayarımı alıyorum kucağıma, tıkırdatıyorum, beynim düşünüyo, yüreğim söylüyor ben yazıyorum.. Bazılarını paylaşıyorum bazılarını kendime saklıyorum.
Düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum..
Geceleri uyku tutmadığından, günün bu saatlerinde hafif bi uyku bastırıyo gibi.. Tatlı tatlı geliyor, gözlerim kapanıyor, uyuyorum güya, evin içinde olan herşeyi duyarak.. buna uyumak diyorsak yani.. Bazen robot olduğumu düşünüyorum. Bu kadar az uykuyla nasıl ayakta durabiliyorum diye. Kendim bile kendime ilginç geliyor, ey gidi sevgili hayatım !
Neyse dediğim gibi..
Şimdi müziğimde SILA var. Bilgisayarım kucağımda. Az kaldı iftara…
En kendimdeyim şimdi..
En bendeyim…
Günün en sevdiğim zamanında….
Sevgiler…
Pazartesi, Ağustos 15, 2011
Şarkı: Ahmet Enes-Cennet
Ben bu şarkıyı daha yeni dinledim. Meğer çok fazla hayranı varmış. Belki yeni dinleyecek olanlar vardır benim gibi.. Ya da hayranları vardır diğerleri gibi... Sevgiler.... İyi dinlemeler....
hani fani bu hayat ümit bağlayamam
olmadı diye oturup ağlayamam
gönlü geniş olan sükutu öğrensin
sevgimi yok yere ele bağlayamam
gelir mi diye hayallere sığınamam...
kemale eren kendinden versin
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
ama umudum cennetten
ben dalkavuk olanı hizaya getiremem
sorma bana ben görünmezi göremem
merak eden kendine yönelsin
boş yere kimseyi oyalayıp üzemem
geçici şeylere heves edip üzülemem
fikrim, hevesimi alt etsin
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
aman umudum cennetten
ben gözü görmeyene resim gösteremem
değerimi bilmeze değeri öğretemem
o önce, e haddini öğrensin
biten sevgiye imrenip özenemem
boş sözü duyup düstur edinemem
eden, kendine ah etsin
bildim lakin söylemem
gördüm ama izah edemem
dünya, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçecek
hayat böyle de bitecek
e bitsin, umudum cennetten
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
ama umudum cennetten
hani fani bu hayat ümit bağlayamam
olmadı diye oturup ağlayamam
gönlü geniş olan sükutu öğrensin
sevgimi yok yere ele bağlayamam
gelir mi diye hayallere sığınamam...
kemale eren kendinden versin
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
ama umudum cennetten
ben dalkavuk olanı hizaya getiremem
sorma bana ben görünmezi göremem
merak eden kendine yönelsin
boş yere kimseyi oyalayıp üzemem
geçici şeylere heves edip üzülemem
fikrim, hevesimi alt etsin
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
aman umudum cennetten
ben gözü görmeyene resim gösteremem
değerimi bilmeze değeri öğretemem
o önce, e haddini öğrensin
biten sevgiye imrenip özenemem
boş sözü duyup düstur edinemem
eden, kendine ah etsin
bildim lakin söylemem
gördüm ama izah edemem
dünya, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçecek
hayat böyle de bitecek
e bitsin, umudum cennetten
sevdim, kaç kere bilemem
yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor
ama umudum cennetten
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
