Salı, Mayıs 10, 2016

her güne bir kutlama

mayıs geldi güneş gelemedi mübarek ama ben pek mutluyum bu durumdan. çünkü güneş açtığında ben çalışıyor isem, gözümün önünden hep boğaz manzarası, mis gibi çaydı kahvaltıydı, üzerine içilen yandan çarklıydı, hep böyle keyifler geliyor aklıma :)
o yüzden bi süre daha böyle gitmesinden tarafım, şikayetim yok, şükürüm var.. :)

pazar gününden beri kutlamalardayız. bi resmiyet halinde dolaşıyoruz resmen..

pazar günü malum Anneler günü.... bir sürü yazı okudum bu güne dair, fotoğraflar paylaşıldı, ki ben de paylaştım, üzüle üzüle de olsa..
anneler günü babalar günü falan aslında bana gereksiz gelen günlerden. takvim üzerinden çıkarmalıyız bence... anne olamayanlara ya da anne olup da evlat acısı yaşayanlara, annesini kaybeden evlatlara bile bile acı çektirme günü sanki... öyle hissediyorum...
belki bunu teyzemi kaybettiğimizden beri daha yoğun hissediyorum. sonuçta insan bazı şeyleri yaşamadan çok anlayamıyor, duyguyu çok hissedemiyor...
biz, teyzemin eşini kaybettiğimizde "babalar günü" ile ilgili bunları hissetmiştim... çünkü o zaman kuzenlerim çok küçüktü ve onlara yazıktı, babalar gününe ne gerek vardı...
eniştemin vefatının üzerinden 10yıl geçti, teyzem kocasının yokluğuna çok dayanamadı ve onu da kaybettik. bu sefer "anneler günü"nü daha da hiç sevmedim. çünkü kuzenlerimin acısı ikiye katlanmıştı... artık anneler gününe de gerek yoktu...
aradan bi kaç yıl geçti. kuzenlerimden biri evlendi. ve o şimdi bir baba.... bilmiyorum babalar gününü kutlamaktan artık hoşlanıyor mu ama, ben bu iki günü de sevmiyorum...

velhasıl kelam o günü biz de kutladık...
bildiğiniz üzre pazar akşamı GS-BJK maçı da vardı. o yüzden günün anlam ve önemine yaraşır şekilde giyindik kocamla... bence anneme en güzel anneler günü hediyesi, bizi karşıdan formalarımızla görmek oldu... çok eğlendi çünkü bizi öyle görünce :)))



pazar gecesi sabah benim annemle kahvaltı, akşam da kocamın annesiyle akşam yemeği şeklinde son buldu...

oldu mu pazartesi...
tarih 9 mayıs...
geçen sene bu gün sözlenmiştik biz... :) şimdi diceksiniz ki söz nişan düğün tanışma doğum günü, hepsini kutlayacak mısınız? yok tabi ki sürekli kutlamanın da canını çıkarmaya gerek yok, bazı şeyler tadında kalmalı elbette ama büyük seremonilere girmeden, hatırlamak ve anmak çok güzel. anıları yad edince hem komik şeyler geliyor insanın aklına, hem de "vay beeee o günden bu güne neler oldu" diye iç geçiriyor insan..
özel günlerimizi biz büyük hediyelerle kutlamayız ama kocam çiçeklerimi eksik etmez hiç. mutlaka beyaz güllerimi alır da gelir... ben alacağını bilirim o da bekleyeceğimi bilir, ben de onun çikolatalarını eksik etmem, iş yerine gönderirim içine minik bi notla... böylece jestleşmiş oluruz.
bu sene beyaz güllerim yerine orkideler karşıladı beni kiiiii çok severim evde orkideyi.. farklı bir ruh asalet kattığını düşünüyorum ki artık kocam sayesinde evimizin bir orkidesi var... :)

eve giderken asansöre bindiğimizde burnumun dibine giren orkidelerden burnuma karpuz kokusunun gelmesi, bizle birlikte asansörde bulunan insanlara " ne alaka" diye düşündürmüş olabilir ya da "ayyy kız hamile heralde orkideden karpuz kokusu alıyoooo" diye düşündüklerini daha kuvvetle muhtemel düşündük ama, karpuz değil de muhtemelen çiçekçinin orkidenin üstüne sıktığı sprey kokuyodu :)))))))



09.05.2015                                                                  09.05.2016

ve ayrıca, 9 mayıs gülümseme günü imiş :) bununla ilgili de snapchat üzerinden bir sürü şey paylaştık ve inanın çok eğlendik :)))

ve bugün günlerden Salı...

10 Mayıs Dünya Psikologlar günü... her ne kadar şuanda mesleğimi tam olarak icra edemiyor olsam da okuduğum kitaplar, aldığım eğitimlerle bi şekilde alandan kopmamaya çalışıyorum.
dünyaya bir kere daha gelsem yine psikoloji okur yine psikolog olurdum heralde...
her insanda farklı dünyalar görmek keşfetmek inanılmaz güzel...
her hareketin bir anlamı olduğunu bilmek, yaşamanın büyük anlamlarla dolu olduğunu keşfetmek çok güzel...
insan çok güzel...
bu yüzden, tüm psikolog meslektaşlarımın gününü kutlarım, en başta en can meslektaşım Dicle Şanlı'nın tabiki...
bugünün çiçeği de can arkadaşım Elçinimden geldi...
elçinle biz anaokulunda tanıştık. o, anaokulunun öğretmeni ben psikoloğuydum. ilk tanıştığımız yıl psikologlar günümü kutlamıştı. biz tanışalı 7 yıl oldu sanırım, 7 yıldır asla atlamaz bugünümü... ya bir pasta ya bir çiçekle mutlaka kutlar...
bugün gönderdiği çiçeklere bayıldım veeee tam da mutfağıma uygunn :))) eve götürüp onları da en güzel yere koyacağım...

güzel dostlar edinmek gerek bu hayatta...
dostlar hayatı güzelleştirir çünkü, renk katar, can katar, kahkaha katar ;)



3 gündür kutlamalarımızı yapıyoruz resmen 3 gün 3 gece şeklinde...
snapchat üzerinden takip edenler bilir ;))

sanırım yarına bi kutlamamız yok,

şimdilik...

:))

sevgiler :)

snapchat: pinarustundag

Pazartesi, Mayıs 02, 2016

zaman çok hızlı...

çok hızlıca geçiyor vakit...
ha sözlendik
ha nişan hazırlığı
evimiz nerede olacak
pembe panjurlu olmadı madem pembe koltuklu olsun
bahar gelini olcam ben
waitingforApril2 dedik dediiiiikk
ve evlendik de üzerinden 1 ay geçti bile...

ömür geçiyor 1 ay nedir ki, desenize....

biz bu 1 ayda neler yaptık, anladık ki ev yemeği nimetmiş, 1 aydır dışarıda hiç yemek yemedik,
yok yalan olmasın, balayı dönüşü ev tamtakır kuru bakır olduğu için dışarda yemek zorunda kaldık 1 kerecik :)
benim harika yemek yapma deneyimlerine her geçen gün yenilerini ekledik. bazılarında ne kadar başarılı olsam da (patlıcan musakka), bazılarıyla resmen dünya savaşına girdim(et sote)
tüm et ve sebzelere karşı tek tabanca benn!!!!!

iş yoğunluğumuz nedeniyle hafta sonu evimizde kahvaltı yapabilme şerefine henüz geçtiğimiz cumartesi ulaşabildik, hala hasretini çekmekteyim ama söz verdiğim gibi her sabah işe gitmeden önce kocamın kahvaltısını hazırlama istikrarım hala devam ediyor,
tüm makyaj sürem, dolabın karşısında durup "bugün ne giysem yaaa" düşüncelerime ve  ayakkabı seçme serüvenlerime rağmen....
tüm bunların hepsini de yarım saat içinde yapıyorum ayrıca :p :p

aynı evin içinde nasıl yaşanır onu öğrenmeye çalıştık.
öğrendik mi?
çalışmalarımız hala devam ediyor :))

nişanlıyken en korktuğum şey çamaşır makinesiydi. zira kendisi bana koca ağızlı bir canavar gibi geliyordu ki onunla da barıştık sayılır. ama benim içine attığım üç beş parça çamaşırı görünce, kocamın
"bu kadarcık çamaşırla makine mi çalıştırılır Pınar" demeleri ile gözlerim şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldığında güzel tartışmacıklar da ortaya çıkmıyor değil :)

evimizde sigara içmiyoruz diye anlaşmıştık en başında, bunu avantaja dönüştürüp o sigara molalarında mutfakta oturup sohbet ettik...
öyle ki o sohbetle 1 sigaranın 5 sigara olduğu zamanlarımız da oldu...

mutfağımızın bir duvarına, gelin arabamız için özel yaptırdığımız plakayı yapıştırdık, etrafına kına davetiyemiz, nişan davetiyemiz, düğün davetiyemiz, üçünü de astık, o köşe bizim köşemiz oldu :)

hastalandık..
bu poşetteki ilaçlar ne için içiliyormuş ya du bi prospektüsünü okuyim ben iyice,
demek ne demekmiş onu öğrendim :) pek bi anaç oluyormuş insan,
dur içme! önce prospektüs!!! :))))

ilk yatılı misafirimizi ağırladık...
kardeşimi..
kiiiiiii iyi mi ettik kötü mü ettik bilemedim çünkü "e hadi yatalım" dediğimizde,
hıııııı şimdi bi bakalım bakalım tek kişilik çarşaf takımları hangisiymiş, diyip bazadaki tüm çarşaf battaniyelere bakıp
"ay yok bu çift kişilik" dediğimizde ve
"eeee bu koltuk nasıl açılıyo" diye üçümüzde koltuğa baktığımızda, yatacağı yeri bile kendisi hazırlayan kardeşimin eline büyük bir koz vermiş olduk :)
o gece bize çok güldü,
aman biz de çok komiktik zaten :))

ilk kalabalık misafirimizi ağırladık bir gece, güzel bir kutlama için,
ama çaya yani, öyle yemek yapma cesaretini henüz gösteremedim...
evimizde ilk kutlamayı yaptık, kiiii 3 aile ve 3ü de bebekli olduğunda, evimiz ilk defa öyle bir cümbüşe sahne oldu ve gece sonlanmaya yakınken, elektrikler kesildi :)
misafirler gittiğinde, salonun her yerinde mumlar, elimizde bir ışıldakla kaldığımızda
"önce bulaşık makinesini bi boşaltalım bari" diyip birlikte bulaşıklara giriştik...
pek bi omuz omuza duruş sergiledik ki halimize acıdı heralde, elektrik geldi hemen :))))

sıcak havada bile üşüyen bir insan olunca evin içinde, o, tüm odalardaki petekleri sonuna kadar açıp evi hamama döndürdüğünde,
diğeri ise o odaları tek tek gezip petekleri söylenerek kapattığında bi yandan da muzip muzip güldük.
:)

gibi gibi....

1 ayın içine çok fazla şey sığdırdık...
çok komik çok güzel bir sürü şey...
zaman gerçekten çok hızlı geçiyor...
haddinden fazla..

olsun...

her yeni günde yeni bir şey öğreniyoruz nasılsa...
her yeni gün yeni anılar demek...
yeni keşifler demek...
en güzeli de her uykuya "iyiki" diyebilmek,
her yeni güne şükürle uyanmak demek...


Pazar, Nisan 24, 2016

bir pazartesi yazısı

günaydın herkeslereeee,

bugün havanın soğuk olmasını umursamadan resmen baharlık giyinip çıkmışım! yani mevsimlerden bahar zaten ama soğuk bugün, ve ben ne çorap ne hırka, giymeden, eteğim tshirt ümle kendimi sokağa atıvermişim,

farkında değilim :)

yatak odasının store larını uyandığım gibi açmam lazım sanırım kiii dışarıyı görebileyim, ama alarm çaldığında ben telefonu patlatmak istediğimden olsa gerek, ne dışarısı ne store perde aklıma gelmiyor valla... :p

bu hafta TEOG var, ve girecek tüm öğrencilere başarılar...

bizim okulumuzda da çocuklar çok stresli, heyecanlı, gergin, bakalım, umarım herkes emeğinin karşılığını alır...

bu haftaya, kötü bir hafta sonundan çıkıp başladım... ama TEOG dolayısıyla okula girişler yasak olduğundan, çarşamba ve perşembenin tatil olacağını düşünerek kendimi teselli ediyorum....

bu arada, yeni evime bayaca alıştım sanırım... dolap içlerini keşfettikçe daha kolaylaşıyor galiba...

ve bu arada, ilk yemeğim Patlıcan Musakka :) nasıl yaptım ben de hayret ettim ama, yaptım, oldu valla :)))

o zaman herkeslere günaydınnnn.... :))))

snapchat: pinarustundag

Cuma, Nisan 15, 2016

Kralın Prensesi

veeeee sahalara geri döndüm mü ki acaba :)))))

sürecimi benimle birlikte takip eden ve heyecanıma ortak olanlara kucak dolusu teşekkürü borç bilirim, öncelikle bunu söyleyeyim...

insanlar, etrafındakileri bi iyi günüde bi de kötü gününde tanıyor.... birini tanımak istiyorsan onunla "ya tatile ya alışverişe çıkacaksın" deriz ya hep, doğru ama bi de "özel" zamanları var ya insanların, hah işte o günlerde gayet  güzel görüyorsunuz kim yanınızda kim uzağınızda, kim sizinle mutlu oluyor kim mutlu olmuş gibi rol yapıyor, hepsini çok net görüyorsunuz...

bir de meslek hastalığı var ya hani, ister istemez bir psikolog gözüyle bakası geliyor insanın, hep böyle bir karşıdan durup bakıyorum kendime ve karşımdakilere,
düğünümde de böyle oldu, öyle anlar oldu ki, bir sandalyeye oturdum ve karşıdan izledim kendimi ve etrafımdakileri... ve çok fazla şey gördüm... ama iyi ama iyi değil, bişiler gördüm;
o hengamede aklına bu mu geldi diye bir soru işareti belirirse eğer, tüm geceyi bu şekilde yaşamadım tabi ki, arada bir, zaman zaman, diyelim... ;)

yeni hayatıma alıştım mı,
insan nelere alışmıyor, alışılıyor elbet,
ama bazı şeyler zor,
30 yıl boyunca aynı evde yaşamak, anneyle babayla arkadaş olmak, kiiiii ben annem ve babamla hiç mesafeli olamadım, biz gayet sırnaşık ve ciddi anlamda arkadaş gibi yaşadık, kardeşimle paylaştıklarımız, kapıyı kapatıp halletmeye çalıştıklarımız, ağlamalarımız kahkahalarımız falan,
oradan çıkıp da yeni evime odama alışmaya çalışmak zor oldu elbette...
mutfaktaki dolaplara, hatta tabaklara, elinize alacağınız bardağa havluya varana kadar alışmaya çalışmak, zor bir iş,
alışkanlıkları bir anda değiştirmek, o değişime mecburen ayak uydurmak, zor...
anneyi babayı kardeşi özlemek, zor...
aynı evin içinde çoğu zaman az görüşüyorduk belki ama, yine de aynı evin içinde yaşıyorduk ya, onun verdiği rahatlık vardı, şimdi,
telefonlaşıyoruz sürekli, ve yine her zamanki gibi üçü de hep yanımda, bana hep yardımcı, ama artık aynı evde değiliz ve bu bile dokunuyor insana...

düğünden önceki son akşam salonda barkovizyon gösterisinin son rötuşlarını yaparken mutfaktan bir burun çekme sesi duyduk.... fark ettik ki kardeşim içeride çılgın gibi ağlıyor... aldım onu yanıma sarıldık, o ağladı, ben onu teselli ettim... bizim hayatımızda, o ağlar ben ona sarılırım ve ben onun yaralarını sararım... ben ağlarsam o gelir, ben onun dizine yatarım, o başımı sever benim, sakinleştirir beni..
son akşam da sarıldık, ben ona "ben çok mutluyum bak, hem sen gelip bize kalırsın ya" dedim, öyle burnunu çekti bütün gece... ben ağlamadım ama, içimi ağlattı da ağlattı sıpa.....

düğün günü, beni evden almaya geldiler... böyle zamanlarda insanın aklında olmayan şeyleri yapıyor, direk bilinçaltı ortaya çıkıyor (psikolog konuştu!!!!!) 
ben odamda öylece damat beyi beklerken, aşağıda davullar zurnalar, evimizde hüzün mutluluk gurur karışımı bir duygu seli, odamdan çıkarılmak üzere içeriye geldiler, hiç aklımda olmayan bi şekilde "Fatih gelmeden asla çıkmam" diye söylenmeye başladım :))))))))))
bunu söylediğime ben ne kadar şaşırdıysam odadakiler de o kadar şaşırdı, ama napim öyleydi,

ben onsuz oradan çıkamazdım, çünkü ben babamdan sonra artık en çok ona güveniyordum,
onsuz nasıl çıkardım, onun elini tutmadan nasıl adım atardım, atamazdım,
ben onsuz adım atamaz ben onsuz hayatımı başkalaştıramazdım,
çünkü benim bundan sonraki hayatım oydu ve benim dayanabileceğim tek omuz artık onun omzuydu.
ben hayatımı ona vermeye karar vermiştim ve beni odamdan bi tek o çıkarabilirdi...
derken, baktım kapıda belirdi yakışıklı prens:)
bir elimi fatih bir elimi dayım tuttu, kapının önünde dayım çok çok güzel bir konuşma yaptı ki bir kızın arkasında her ne olursa olsun ailesinin olduğunu bilmesi paha biçilemez,
ve pıt pıt pıt evimden çıktım evime doğru...

bu süreçte en korktuğum şey, babamı ağlarken görmek ve onu öyle görüp de dayanamamaktı, şükür ki bu şekilde göz göze gelmedik...

aklımda kesik kesik anılar var...
o anlardan biri, nikah için masaya oturduğumuzda etrafıma baktım, gözlerim annemi babamı kardeşimi aradı, sol çaprazıma baktığımda, karşımda babam onun arkasında annem, güzel güzel bize bakıyorlardı...
üniversiteden mezun olduğumda da karşımda annemle babamı aramıştım, gördüğümde güzelce el sallamıştım, bu sefer de öyle oldu, karşımda ikisini gördüm ve yine el salladım... :)

ve tüm bu heyecanların üzerine tam 13 gün koyduk...
şimdi düşündüm de, o gün odamdan çıkarken neden "fatih olmadan asla çıkmam" dedim diye,

çünkü ben o evden çıkıp yeni evime gidecektim,
düğünün üzerinden günler geçecekti ve ben küçük bir kız çocuğu gibi
"babamı özledim ben" diye ağlamaya başlayacaktım,
ve o anda elimi Fatih tutacak ve bana sarılacaktı...
ben burnumu çekerken bana bakıp gülümseyecek,
ve "şükür" dedirtecekti... 
işte bu yüzden, etrafımda kim olursa olsun, O olmadan adım atmam...


bu çiçeği bir velim okula gönderdi tebrik için...
whatsapp iletilerimde, yazılarımda "Kralın Prensesi" yazısını görüp sormuştu, Kral kim diye....
dedim ki Kral, Babam...
 Çiçeği bu notla gönderdi...
"Bir varmış diye başlayan masalda beyaz güller kadar masum prensesimiz kralının sarayından çıkarak yeni bir hikayede prensiyle mutlu adımlar atmaya başladı. adına AŞK denilen bu masalda size mutluluklar dileriz."
 

Pazartesi, Nisan 04, 2016

bahar postu.... :)

Kıbrıs'tan herkese merhabalar,

uzun bir süredir burada bir maceranın peşinden koşup durdum... yazdığım her yazı, koyduğum her fotoğraf sürecimizin bir parçası bir anlamı oldu...

biz yola,

BU HAYATTA MUCİZE DİYE BİR ŞEY VAR, sloganıyla çıktık.
çünkü biz birbirimiz için MUCİZE dediğimiz şeyin ta kendisiydik...

hiç ummadığımız bir anda ve beklenmedik bir şekilde tanıştık...

düşünün ki, bir gece, her şeyi geride bırakıp, koca şehirden kaçıp, depresyonunuzla birlikte kar tatiline gitmeye karar veriyorsunuz...
orada bir kayak hocasından ders alıyorsunuz...
tanışıyorsunuz...
öğreniyorsunuz ki, siz de onun karşısına en umudunun bittiği amacının olmadığı bi zamanında çıkmışsınız...
sonra,

aradan 1bucuk yıl geçiyor ve o adamla evleniyorsunuz...

:)
bu sefer çok uzun yazılar yazmayacağım...

biz mucizemizi gerçeğe dönüştürdük...
birbirimize çok inandık ve sadece AŞK'a tutunduk...
omuz omuza verip kimseyi umursamadık ama kimsenin de gönlünü kırmadık...
bu yol ikimizin yoluydu ve sadece ikimiz yürümeye söz verdik...
şimdi adımlarımızı birlikte atıyoruz...

evlenecek olanlara öneri, stres çok oluyor bu dönemde evet ama İMZAYI ATTIKTAN SONRA O İNSANLA AYNI EVDE YAŞAYACAKSINIZ. BUNU DÜŞÜNEREK, YÜZÜNÜZÜ KIZARTACAK CÜMLELERDEN HAREKETLERDEN SAKININ... SEVGİNİZE SAHİP ÇIKIN











Perşembe, Mart 31, 2016

bahara doğru giderken vol. 13

veeeeee yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik heyecanımızın.... artık son 2.... cumartesi günü kendi evimizde yaşamaya başlıyoruz... eş dost tecrübelerini paylaşıyor, heyecanımıza ortak oluyor... biz evimizin son eksiklerini de dün tamamladık, salon avizesini 1 günde seçip yatak odası avizesi için 1 aydır dolaşan bir gelin olarak sonunda o avizeyi bulduk :) aradığım o muydu, 1aydır onun için mi gezdim bilmiyorum ama, içimize sindi en azından...

geçtiğimiz cumartesi günü, 26 mart 2016, kına gecemizi yaptık... kendi kınasında süzülen, nazlanan gelinleri hiç sevmem ben. zaten düğün bir hengame bir kalabalık kiiiiii biz de 400 kişiye nasıl hoş geldiniz diyeceğiz onun telaşındayken, kına geceleri gelinin doyasıya eğlenmesi için büyük bir nimet, fırsat..
ben de öyle yaptım :)

biz kına gecemizi, Barcelo Eresin Topkapı Hotel'de yaptık. bir kına gecesinden beklentinizin ne olduğu çok önemli. biz, misafirlerimiz rahat etsin, aç kalmasın, anlaştığımız yerin bir organizasyon firması olsun ve bize yardımcı olsun istedik. ve tercihimizi burdan yana kullandık. pişman da olmadık...
gelin adaylarına duyurulur.
ÖNERİ: bu süreçlerde maddi zorluklar yaşanabiliyor ama sadece 1 kere olacak geceleri rüyaya dönüştürmek için önceden kenara para atmakta fayda var. kendiniz için ayırdığınız bütçe, ömrünüzde sadece 1 kere yaşayacağınız o geceyi rüyaya dönüştürebilir ;)

otelin anlaşmalı olduğu organizasyon şirketi sorumlusu Selma Hanım, tam bir melek ve bu süreçte bize çok yardımcı oldu. düşünün ki gecenin bir yarısı "heyecandan karnım ağrıyo" yazabileceğiniz bir samimiyet oluşuyor aranızda.. :)

biz konseptimizi "Karadeniz" olarak belirledik. çıkış şarkımızı Kazım Koyuncu Uy Aha- enstrümantal olarak seçtik. en yakın kız arkadaşlarım, kınalarını yaptığım kuzenlerim, ve eltim, çıkışımdan önce salon girişinde ellerinde teflerle ikili sıralı bir koridor kortej oluşturdular. şarkı çalmaya başladığında davul çalan görevli arkadaşla birlikte içeriye girdik ve eğlenceyi başlattık.

ÖNERİ: bu tarzda gecelerde sizinle fotoğraf çektirmek isteyenler fazlaca oluyor, buna şöyle bir çözüm bulduk, çıkış müziğimizin ardından eğlence devam ederken şarkı ritmini biraz düşürdük, sahnedeki kızlar yerlerine oturdular, hem masalarındakileri yeme fırsatı verdik onlara hem de bu süreçte ben masaları gezip masaya hoş geldiniz afiyet olsun diyip bir fotoğraf aldık. böylece herkesle fotoğraf çektirmiş olduk.




misafirlerimizi bu kıyafetle karşıladım.
Kadıköy bahariye cd. de opera pasajı vardır, bilenler bilir, içinde bir çok abiye mağaza var ama 2.kata çıktığınızda ESN adlı mağazada, yurt dışından gelen ve sayılı gelen, aldığınız kıyafetten en fazla 2 tane bulabileceğiniz bir mağaza var.
yakın zamanda abiye ihtiyacınız varsa eğer buraya bakmadan abiye almayın derim...


en büyük hayalimden biri kına gecemde dansöz oynatmaktı, yaptık... dansöz sahneye çıktığında kulise geçip üzerimi değiştirdim. burada bana annemin 20 yıl önce bir abiye ile giydiği büstiyer eşlik etti. şuan burada paylaşamıyorum çünkü biraz fazlaca açık ;) altına da, bustiyer üzerindeki payet renklerinden mor olanı seçip aynı renkte uzun, yırtmaçlı bir etek diktirdik.
bi sürede onunla oynadım :)
o süreçte ayaklarım haşata dönmeye başladı tabiki :)

ÖNERİ: Kına gecenizde, bazı süprizler hazırlıyorsanız eğer, bizde dansöz bir sürprizdi misafirlerimize ve çok hoşlarına gitti, o sürprize uygun bir kıyafet, enstrüman ile eşlik etmek sürprizin çarpıcılığını arttıracaktır.






kuruyemişleri erkek tarafı getirir ya hani adettendir, sevgili nişanlım kuruyemişlerimizi alıp getirdi, biz de bi kaç ay önce kapalı çarşıdan Kütahya porselenleri almıştık, kuruyemişleri de onların içine doldurduk ve paketledik..
instagram'da geomariage adlı hesaptan PINAR'IN KINASI yazılı kurdeleler yaptırdık. ve onlarla süsledik.
Hem güzel bir sunum oldu... Hem de misafirlerimizin evinde kalıcı bir izimiz olmuş oldu :)







sonrasında tabi ki kına seremonisi...
kına gelmeden önce bir barkovizyon gösterisi izlettik misafirlerimize... görüntülerde sadece annem ve ben, vardık. bebekliğimden bugüne kadar bir çok fotoğrafı düzenledik ve tüm salona izlettik..
biraz duygusal oldu ama, kına gecesinin adetinden malum :)






kına kıyafetimin tasarımı anneme ait. içteki beyaz elbiseyi özel diktirdik. dıştaki kırmızı karadeniz peştemalini Rize'den getirttik ve modelini çıkartıp diktirdik. sonra üzerindeki çizgilerin boyut ve yönüne göre kırmızı-siyah-beyaz pullarla tek tek işledik... :)


başımdaki başlık ve belimdeki kemer, yine annemin eserleri.. zamanında gümüş tel kırma kursuna gitmişti.
oradayken yaptı, kullanmak da nasip oldu, çok şükür...









ben ağlayan bir gelin olamadım :)
bi duygusallık oluyo insanın üstünde haliyle ama, dilerim ki evlilik yolunda olan her kız eşini çok sevsin, ve nişanında kınasında çok eğlensin... :)














artık kınalarda genelde geline eşlik eden kızlara da kaftan giydiriyorlar, biz, kıyafetimdeki peştamal ile uyum sağlasın diye kızlara başlarına bağlamaları için peştamaller getirttik Rize'den, ve başlarına bağladılar... sonra aşağıdaki gibi harika bir fotoğraf ortaya çıktı.. :)


biz o gece çok eğlendik.... hem benim için unutulmaz bir gece oldu, hem misafirlerimizin güzel vakit geçirmelerini sağlamış olduk...

şimdi düğünümüze kaldı 2 gün...
sanırım birdahaki postu yazdığımda evimde, evli olmuş olurum...

başlığı da, bahara giderken değil de, bahar artık evimizde, olur...














Salı, Mart 22, 2016

salı sallanır yazısı

bazen,
kendinizce aslında "iyi niyet" diye düşündüğünüz şeyler aslında bazılarına hiç de öyle görünmüyor... ya da görünüyor da, yansıması farklı oluyor...

birini, bir şeyi, kendinizden daha fazla düşündüğünüzde önemsediğinizde,
farkında olmadan da olsa kendinizi unuttuğunuzda,
ve
kendi kendinize bi şeyleri tamamlamaya çalışarak yaptıklarınızın karşılığında duyduklarınızla duvara tosladığınızı hissedersiniz ya,

işte o an ölsem, ölürüm!

bir türlü öğrenemedim "banane yaaa" diyip kenara geçmeyi
hiç uğraşamam, diyip karşıdan beklemeyi,
büyük şeyler istemeyi
imkansızı oldur, demeleri
beceremedim bitürlü...

ve her beceriksizliğimde biraz daha yandığını hissediyorum beynimin, bir parçası daha ayrılıp gidiyor kalbimin....

ben hep kendimce;
iyi niyetle bişelerin başlangıcı, zaman zaman da son noktası oldum...
üç nokta şeklinde yarım kalan cümlelerimi hep kovdum,
ya da bastırdım yerin dibine soktum

ve bu dünyanın şu "bencil" haline hiç uyum sağlayamadım. hırsından karşısındakini umursamayanlardan olamadım, olmak isterdim.
önce ben diyip kenara geçemedim, ama geçmek isterdim, ben değil başkaları ben ne isterim diye düşünüp bişeleri halletsin, ben sevineyim, çok isterdim!
"valla olmazsa olmaz", diyemedim hiç, olanla yetinmeye çalıştım da keşke diyebilseydim. olmazsa olmazlarım olsaydı, diretebilseydim keşke, empati kurmayı beceremeyenlerden olsaydım, azıcık bencil olsaydım, o zaman bi kendime yanardım..

çok kızıyorum kendime. bu kadar kabullenici olmak zorunda mıyım diye
birileri kırılmasın, aman üzülmesin diye düşünüp kendi kendimi, yine kendimle üzüyorum diye.

ayaklarım yere basıyor diye hep gurur duyarım kendimle, çok şükür beni bugünlere getirene.

pembe rüyaların sonu bir gök gürültüsüne bakar....

ben bir yağmurda, ıslanıp incinenlerdenim aslında ama,
lanet ettiğim yanım var ya
çok sıkıldım güçlü kadın olmaktan

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...