Çarşamba, Mart 16, 2016

bir yazı..

insanın, sevincini mutluluğunu doya doya yaşamaya paylaşmaya utandırıyor artık ülkemizde yaşananlar... her patlamada sessiz sessiz ölüyoruz; bi de farkındayız da üstelik.
sağa sola saçılıyor bedenlerimizin her bir parçası da, çaresiz durup izliyoruz öyle televizyonun karşısından...

dün akşam evde davetiyelerin geri kalanlarını tamamlarken düşündüm; ben burada bu davetiyeleri yazarken kimlerin evinde taziyeler karşılanıyor...
ben geri sayarken en mutlu günüm için, kimlerin evinde 7sine mevlütler  okutuluyor, 40.günü sayılıyor gidenlerin arkasından..
ben mobilyalarım gelecek diye beklerken, kimler hastane kapılarında yaralılarının iyileşmesini bekliyor...

bekleyişlerimiz farklı,
mecburen izliyor, cidden üzülüyoruz....

ve hayat o kadar yoğun ve karmaşık ki bu yazıyı yazmaya aslında dün başladım ve anca sonlandırabiliyorum... yazacaklarım aklımdan silindi... ve dünkü ruh halimden çok başka bir ruh halindeyim bugün... sorduğum sorguladığım bir günümdeyim... çok da karıştırmadan kurcalamadan;

her son gibi, bu yazının da sonu gelmeli şimdi...

Cuma, Mart 11, 2016

baharı beklerken vol. 12

bir hafta da böylece bitti... her ne kadar cumartesi günü de yapılacak bin bir türlü iş varken cuma geldiyse haftayı bitmiş sayanlardanım...
geri sayımın hızlandığı bu günlerde stres de sarmaya başladı iyiden iyiye... zaman daraldıkça işler sıkıştı, neyi hangi güne sığdırsak diye elimizde takvimle gezer olduk..
evlenirken çalışmak çok zor, hem işin stresini taşımak ve özel hayatı iş hayatına yansıtmamak, işten çıktıktan sonra kazan gibi olmuş bi kafayla evi hazırlamak, işlerin peşinde koşturmak, mobilyacıyı ara, gelinlikçiyi ara, organizatör, fotoğrafçı, kına kıyafeti, geçmeyen grip, bi türlü iyileşemeyen aft'lar yaralar derken bugün
" bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır" modundayım.

tüm haftam böyle geçmedi aslında, baya da iş hallettik sayılır yine, bunlardan en önemlisi DAVETİYE....
 en başından beri hayalim, tanıştığımız yerde kartpostal kadar güzel olabilecek bir fotoğraf çekmek ve onu davetiye olarak tasarlamaktı. bunun için sömestrda bulduğum her fırsatta KARTEPE'ye kaçtım ama bazı şartlar nedeniyle fotoğraf çekimi yapamadık. Şu süreçte içinde ne kaldı diye sorsalar, davetiye kaldı içimde derim.... sabah bu konuyu iş yerinde de dile getirdim de "hedeflerin çok küçük" gibi bi yorum aldım. sonra başladık "küçük şeylerden mutlu olmak" başlıklı konuşmamıza... küçüklüğümden beri küçük şeylerden mutlu olan, büyük kariyer hedefleri hırsları olmayan, sağlıklı huzurlu bir ev, saygılı bir eş, bir aile hayatı hayali kuran, kaliteyi lüksü bilen ama elimdeki kadarını yaşamaya çalışan biri olmaya çalıştım hep ama bazen insanlar bazı fedakarlıklarımı, bazı kabul edip susmalarımı sanki aptalmışımcasına kullanmaya çalışıyor bunu hissedebiliyorum da asıl aptal kendileri, farkında değiller... ben farkındayım aptal olduklarının :)

"ben de böyleyim işte" diyebileceğim özelliklerimden en başta geleni heralde, hayatımdaki insanlara benim istediğim kadar özen, fedakarlık, iyi niyet göstermek (ki annem bunu bazen "kendini kullandırma" diye değerlendiriyor) ve yaptıklarım karşısında gördüklerime göre de tepkiyi koymam, yani yaptıklarımın karşılığını göremiyorsam bıçak gibi kesiyorum ve  geri dönemiyorum, dönmüyorum. ve bunu yaptığımda da üzülmüyorum... olmadı mı, keyfin bilir arkadaşım, diyip yoluma devam etmek beni mutlu ederken, kaybettiğim zaman, emek, para, duygu, hiçbiri gözüme gelmeden, NE YAPTIYSAM KENDİM İÇİN YAPTIM, BENİM SEVGİM, BENİM ZAMANIM, BENİM PARAM, BENİM EMEĞİM, ama eşit karşılık göremediğimde de bunu çift taraflı hale getirip MADEM BENİM BU EMEĞİME BU ŞEKİLDE KARŞILIK VERMEYİ TERCİH EDİYOR, BU DA ONUN TERCİHİ, BEN DE TERCİH HAKKIMI KULLANIYORUM VE GİDİYORUM, demek bana büyük haz veriyor. kader diye bir şeyin varlığına inanarak, gayet de kaderci bir insanım ama bazı durumlarda insanların kendi tercihlerini yaşadıklarına inanıyorum ve herkesin kendi tercihi diyip yoluma bakıyorum.
geçenlerde bir kız arkadaşımla aldatılmak üzerine konuştuk ve konuşurken fikir birliğine vardık... bize göre aldatılmak diye bir şey yok, bu da bir tercih, bir adam ya da bir kadın eşinden başka birine gidiyor ise, bu onun tercihidir....bize göre bunu yapmak
"senden başka biri ile ilişki kuruyorsam senden olma ihtimalini de göze alıyorum" demektir. dolayısıyla herkesin kendi tercihi, herkes istediğini yapmakta özgürdür, o özgürlüğün getirilerini de kabul etmek zorundadır.

diyorum ya annem bana bu konuda hep çok kızar, ben de herkesin birden fazla şansı olduğuna inanırım. ama bi kaç kereden fazla verilmiş şansı kullanamayan insan da bana göre nankör insandır, ve ben kedileri hiç sevmem...!

nerden geldim buraya, kafamda ne vardı ben neler yazdım, nerede kalmıştım, davetiye içimde kalan şey.... davetiyelerimizi hazırladık bastırdık, düğün davetiyemiz ve kına davetiyemizi ayrı ayrı bastırdık. ÖNERİ; kalabalık bir sülale pardon aşirette yetiştiyseniz eğer, davetlilerinizi kınaya ve düğüne gelecekler olarak ayrılabilirsiniz. biz öyle yaptık. herkesi düğüne çağırmaya kalktığımızda bir  stadyuma ihtiyacımız olduğu gerçeğini kabul ederek makul bir salon tutup 400-450 kişi sayısında kalabildik :)))))) ve düğüne davet edemeyeceklerimizi kınaya davet ettik.



kına davetiyesini kitap ayracı şeklinde hazırlayıp üstüne yandaki gelin kızı bastık, üzerine bir slogan yazısı, arkasına ise kına daveti yazısını ekledik..
kına davetiyelerinde genelde gelin ve nedimeler, Fatma ana eli figürleri gibi görseller gördüm. olayı biraz daha bireyselleştirelim dedik ve yandaki gelin kızı kullandık gayet güzel oldu, yakında kınası olacaklara bir fikir olabilir...







sonraaaaaaaaaa

kına için orijinal bir gelin ararken karşıma başka bir clipart daha çıktı ki arasam belki bulamayacağım, hikayemize gayet uygun ve acaba davetiyenin bir köşesine bastırabilir miyiz diye düşündük veeee bu kayaklı gelin ve damat clipart ını kullanmaya karar verdik... davetiyeye sığdıramadık ama davetiye zarfının bi köşesine siyah beyaz şeklinde bastırdık ve çok cici oldu :))
hikayemize de gayet uydu...



sonrasında başladık yazmaya...
nişan davetiyelerimizi bastırdıktan sonra davetli isimlerini oturup tek tek yazmıştım... düğün davetiyemizde de öyle oldu. yazacağımız kalemi gidip aldık, oturup tek tek yazdık...
böyle işler insanı biraz yoruyor nitekim aşağıdaki fotoğrafta yoğun iş gününden kalma makyajım, artık ensemi yakan saçlarımın tepede toplanmış haliyle beni göreceksiniz ama bence işin en eğlenceli yanlarından biri bu.... her zerrede parmağınızın olması.. ben zevk alıyorum.. ama tabi bu bahsettiklerimi meslek haline getirmiş insanlar var, onlara verip de yaptırabilirsiniz...














Salı, Mart 01, 2016

bahara doğru giderken vol.11


mart kapıdan baktırır kazma yürek yaktırır diye bir atasözümüz var ya hani, bana göre mart 1 demek, bahar geldi demek, kış ayları bitti artık güneş açacak demek.... açık alanlarda oturabilecek, kemiklerimiz güneşle ısınabilecek demek... yazlıkları kışlıkları ayıklamak, ve dolaptaki ihtiyaçları saptamak demek :)))

ve ayrıca mart 1 demek, canımıniçinin kardeşimin doğduğu gün demek... aynı anneden olmasak da doğumuna kardeşimin doğumu gibi sevinmek demek... "bu birlikte kaçıncı doğum günümüz" diye düşünmek ve düşünürken hem kederlenmek hem sevinmek demek.... hayatınızda varlığına şükrettiğiniz dostlarınız olur ya işte benim için mart 1, onun varlığına şükretmem demek...

ben lisedeyken annem demişti ki "sadece bi tane dostun olsa bile yeter, yeter ki hayatında çok önemli bir yeri hak edebilsin". ben lise kafasıyla "ay o ne öyle bi tane, ne yalnız bi hayat" demiştim...
yanılmışım..

anneler her zaman haklıdır ya, bu sefer de haklı annem...
1 tane olsun ama 1000taneye bedel olsun....

işte bugün DicleDicotumun doğum günü o yüzden bugün güzelll çok güzel bir gün..... :))))

ve bir yandan da, artık iyiden iyiye geri sayıma geçtiğimiz, işleri yetiştirmek için hızlandığımız, yeri geldiğinde "eeee şimdi ne yapacaktık" deyip YAPILACAKLAR listesine göz gezdirdiğimiz, "MOBİLYALARI BEKLİYORUZ" diye sevindiğimiz ve bu günden sonra artık 32ye düştüğümüz günlerdeyiz :)))



yazı aralıklarım bayaca uzadı farkındayım, bu sürede biz evimizi iyice temizledik, mobilyalarımızın hepsini seçtik, bi kısmı geldi, geri kalanını bekliyoruz, perdelerimizi seçtik, en ağır toplar bitti, şimdi sırada, düğünümüzü organize etme kısmı var, bana göre en eğlenceli ama en de zor kısmı..

kimi nereye oturtacağız, salon süslemesini değiştirsek mi, müzikler hazır, peki başka ne ekleyebiliriz, davetiye oldu mu, kimseyi atlamayalım kalp kırmayalım, evde eksik ne kalmıştı gibi soru cümleleriyle dolu bir süreç..

şu anki odamda yatağımın yanında kendi evime gitmeyi bekleyen üzerlerinde kalpli nazar boncuklarıyla kapatılmış hurçlar var.. biz üzerlerine minik kağıtlarla içlerinde ne olduğunu yazdık. böylece, evime götürdüğümde hangi hurç hangi odaya götürülmeli ve yerleştirilmeli konusunda kolaylık sağlayacak. kendi evimde ise bolca koli, hepsi açılmayı ve yerleşmeyi bekliyor, benim bi elden geçirmem gereken bir sürü kutu poşet var...

kendi çapımda bir " deli kızın çeyizi" oluşturmuşum. gittiğim yerlerden aldığım kupalar, kitaplarım, minik minik çerçevelerim, mumlarım, orijinal diye alıp kenara attığım süs eşyalarım, hepsi şuanda evimin kilerinde beni bekliyorlar, nereye koyacağıma karar verdikten sonra onlar da evimize ruhlarını katacaklar...





ne demiştik....

bugün mart 1,
bugün önemli bir gün...
her açıdan çok önemli...

hem güneş de var dışarıda mis gibi... :))

ömrünüze gelen bahar gönlünüze de gelsin ;)

Çarşamba, Şubat 24, 2016

iyiki doğdun Yol Arkadaşım...

ve...

seninle aynı evde yaşamamıza 37 gün kaldı...

şimdilerde biz, evimizi hazırlıyoruz, eşyalarımızı seçtik, perdelerimizi bekliyoruz... birlikte yiyeceğimiz yemeklerimiz için tabaklarımız, tencerelerimiz, kadehlerimiz, hepsini yerleştirdik...

eksiklerimizi belirliyoruz, birlikte gidip seçiyoruz...

bu koşturmanın içinde ikimiz de çok yorulduk ama yine de çok mutluyuz seninle...

ve tüm bu yetiştirme çabalarının arasında güzel bir gün kutluyoruz bugün...

doğum gününü...

bugün günlerden SEN...

bugün günlerden "İYİKİ DOĞMUŞ, İYİKİ BANA NASİP OLMUŞ" diyerek şükrettiğim gün..

bundan sonra her yaşımızın her gününü birlikte geçireceğiz...

bir sürü anı biriktireceğiz...

benim doğum günümde bize çekilen bir fotoğrafın altına "hangi yaşım kötü geçebilir ki bundan sonra, sen varken yanımda" yazmıştım, umarım ki senin de her yaşını güzelleştirebilir, seni hep gülümsetebilirim.

sen benim dualarımın karşılığı, ve hiç bitmeyen dualarımın adısın....

en güzel hikayem,

yol arkadaşım,

en kötü günümüz hep böyle olsun...

birlikte nice güzel yaşlarımıza...

Pazartesi, Şubat 15, 2016

SEVGİLİLER GÜNÜ ŞEYSİ :)

dün herkesin ig, facebook, snapchat hesaplarında olduğu gibi bende de bol bol kırmızı güllü mum ışıklı fotoğraflar, gülücükler, kalpler böcekler bisürü şey vardı...

sabah oldu, bi baktım, o gördüklerimin üzerine yenileri eklenmiş, dedim ki aaa biz hiç bir şey paylaşmadık ya eksik mi kaldık, paylaşmalı mıydık, bilemedim neyse o zaman yazayım madem dedim ve hazırsanız başlıyorum sevgilimle 2. sevgililer günümüzü anlatmayaaaa... :)

biz dün kendimizce planlamalar yaptık, evimizin içini döşerken nelere dikkat etsek, hangi tarzda döşesek diye MASKO'da dolandık durduk.
bi mağazada beğendiğimizin kumaşını denk getiremedik çıktık başka mağazaya girdik, kumaşını beğendiğimize mobilya uyduramadık yine çıktık başka mağazaya girdik. bazı mağazalarda başımız döndü karışıklıktan bazı mağazalarda el sıkıştık pazarlıkta anlaşamadık, yine çıktık başka mağazaları gezdik. tüm günümüz MASKO içinde dolaşarak, elimde pembe arabalı not defterim, içinde evimizin ölçüleri,
"kapıyı açarsak kaç metre boşluk kalır",
"televizyonu karşı üniteye koysak nasıl olur",
 "duvara monte istemem",
 "ille de köşe koltuk olsun",
 "bu ne babane evi gibi",
"ben öyle eskitme istemiyorum böyle istemem ben, ama nasıl istediğimi de bilmem",
"ayaklarımı nereye uzatıcam",
"o zaman puf da alalım",
"ya ben pembe istiyorum",
"ama bu desen de güzel bak",
"al sana nakit, ne kadara veriyosun, vermiyo musun o zaman gidiyorum"
"sen nereliydin ya"
diye diye trajikomik bisürü cümleyle koca günü bitirdik...

Alacağımız yemek masasına kaç kişi oturtabiliriz, mutfaktaki boşluğa ne yerleştirebiliriz, duvara tablo mu ayna mı, bazen oflaya poflaya, bazen kahkaha atarak salonumuzun içini döşedik.

tüm bunların başında, MASKO'ya giderken yolda bir klip çektik, şarkımız da SEDA SAYAN'dan
-seviyor musun
-seviyorum
-bir daha söyle
-seviyorum
-bir daha
-seviyorum
-ben de seniiiiiiii seeevvvgiiiiliiiiimm

diyerek çok komik bir video çektik, ve sonrasında izleyince gülmekten karnımıza ağrılar girdi :))))))))))  (radyoda tesadüfen çıktı, tamamen doğaçlama, bu planlama dışı:) )

akşamına tüm bu yorgunluğu attıracak güzel bir yemek yedik 4ümüz ama öyle mum ışığı falan değil, gayet ocakbaşı stayla, yorgunluktan bitmiş ama açlıktan gözü dönmüş şekilde, onu da yerim bunu da yerim, diyerek.. bana sorarsanız en güzel şey olayın sonu yani tatlı kısmıydı :)))))))) ve yemek süresi boyunca acaba davetiyeyi istediğimiz gibi yapabilecek miyiz, yapamazsak ne yaparız, davetlileri nasıl oturtursak kimsenin kalbi kırılmaz, herkese davetiye veremezsek ne olur, kimin gönlünü nasıl alırız diye ben telaşlanırken bir ses
"telaşlanma herşey çok güzel olacak bana bırak" dedi, ben de ona bıraktım...

sonra düşündüm, mesele doğru gelinlik mi, doğru ev mi, doğru eşya mı, doğru bütçe mi mesele neydi, mesele tüm bunları yapacak bir adam değil mesele doğru ADAM'ı bulmaktı...

he tabi ki şunu da araya sıkıştırmalıyım, aslında bir evlilik süresinde normal olan bu günümüze sevgililer günü namına hiç bir şey katmadık mı, kattık tabi ki,
ilk tanıştığımız günden sonra da sevgililer gününde hediye olayına hiç girmeyelim diye karar almış olsak da,


O, benim beyaz güllerimi hiç eksik etmez...
;)

bize her gün sevgililer günü mü, değil
çünkü her günümüze başka anılar sığdırıp birbirimizin başka huylarını keşfediyoruz biz
dünden daha çok seviyoruz birbirimizi bugün,
yarın da bugünden fazla seveceğiz çünkü

buyrun! romantik bi nokta koydum işte..! :))))

Perşembe, Şubat 11, 2016

bahara doğru giderken vol.10


burası BAHÇEŞEHİR'de bulunan "DUDAKPAYI MEYHANE".
 
alkolle çok arası olmayan biri olmama rağmen arada bir güzel insanlarla bi masaya oturmak sohbet etmek gerçekten iyi gelebiliyor. Alkol masası dünyadaki en hassas masalardan biri bana sorarsanız, zira bu haltı ağzıyla adam gibi içmeyi bilmeyen insanlarla aynı masaya oturmak, bırakın keyfi işkenceye dönüşüyor...

zaten en nefret ettiğim insan tipidir içtiğinde kendini kaybeden insan... yani, her bünyeyi farklı etkiler kabul, ama benim de böyle bir bakış açım var, içip içip sapıtan, normal halinden daha farklı bir ruh haline büründüklerinde ve saçmaladıklarında gerçekten insanlara saygım azalıyor...
he tabi şöyle de bi durum var, başlayınca da bırakılamıyormuş, nasıl içildiği anlaşılmıyormuş gibi cümleler de var duyduğum ama, banane ya içip sapıtan adam, pek bi komik duruyor gözümde... soytarı bile daha yüce, o kadar yani...

tabi alkolle olan münasebeti düşünceleri ifade etmeye girince bu fotoğrafın anlam ve öneminden bahsetme sırası pek bi aşağılara indi tabi.
efenim, malum #waitingforApril2 diyip duruyoruz, hay gözüne girsin 2 nisan diyenlerin sayısı kaç bilmiyorum ama aldığım yorumlar mailler ve tepkilerden güzel şeyler hisseden, okumaktan zevk alan ve bu heyecanımızı paylaşan insanların sayısının pek bi fazla olduğunu biliyorum :) ve çok da hoşuma gidiyorsunuz siz hepiniz :)

geçtiğimiz günlerde 2 tane kutlama yaptık biz... biri bizim için biri de çok sevdiğimiz iki dostumuz. için... nisan'a az kalmışken halledilmesi gereken en önemli işleri de gayet güzel hallediyoruz hallettik ve inanılmaz rahatladık. üzerime bir deve oturmuş gibimişim, yerimden kalkmaya mecalim yokmuş yahu, bitti ama sonunda, o deveyi bir kahraman kovdu gitti, yehu yaşasın oh mis...

sanırım bundan sonraki kısım da en eğlenceli ve en yorucu kısım çünkü kapımızı ev dekorasyonu çalıyor. diyor ki haydi bakalım kendi ruhunu yansıt, eve can suyunu ver.
kafamda uzun süredir düşündüğüm belli bir dekorasyon tarzı var tabi ki ama bu süreç başladığından beri hep; kafamda olmayan ne varsa gittim onları beğendim aldım. öyle ki dallı budaklı diye ifade ettiğim tabak takımlarından zamanında nefret etsem de gidip dallı budaklı bir günlük yemek takımı alan bir gelin adayıyım. aldıktan sonra delirmiş olmalıyım dedim ama, aldım gitti be kardeşim :) :) :)

ve sonra bir erken doğum günü kutlaması yaptık. şehir dışından gelen misafirimize güzel bir erken kutlama yaptık ve çok çok eğlendik... inanın insanın hayatına renk katan dostlarının olması çok önemli... doyasıya kahkaha atabilmelisiniz. avaz avaz gülmelisiniz... ama bunu çekinmeden sıkılmadan, sonrasını düşünmeden hesaba katmadan yapabilmelisiniz.
oyyhh
hayat sevince güzel diyesim geldi :))

ve tabi ki sömestr bitti ve iş yerimdeki takvimime çentik atmaya devam ediyorum. araya uzunca bir tatil girince, geri dönüp de üzerini çizdiğim günlerin sayısı bir hayli fazla oldu :)
bugünü de saymaz isek 50 günümüz var.

şimdiiiii

Ya Allah Bismillah diyip, yeni işlere girişiyoruz... :) :) :)

bir bakmışııız herşey noktalanmış da onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine muhabbetleri yapıyoruz...
:)

sevgiler

snapchat: pinarustundag

Salı, Şubat 02, 2016

Mola...

hazırlıklar tam gaz devam ederken, hasret de başa vurmuşken, e bir de biraz da olsa yorulmuşken,
 enerji depolayarak başlamak lazımdı haftaya...

bu hafta çok büyük bir işim var ve desteğe en ihtiyacımın olduğu hafta sanırsam. sömestr bitmek üzere, ve en büyük işi de bu hafta halletmemiz gerek, Allahın izniyle...

bu süreçlerde insanlar bazı şeylerden çok yoruluyor. geriliyor, susuyor, konuşmak istese de konuşamıyor, gülümsüyor, içten içe ağlıyor...
herkes bir şeyler hissediyor,  düşünüyor da, olayın merkez noktasında durduğunuzda sanki herkes etrafınızda kutu kutu pense oynuyor gibi... kimin ne düşündüğünü bilmek istiyorsunuz ama duymak istemiyorsunuz...
birileri fikir versin istiyorsunuz ama kimse konuşsun istemiyorsunuz...
bir an önce büyük gün gelsin istiyorsunuz ama bu günlerin de tadını doyasıya çıkarmak istiyorsunuz...
birilerine kırılıyorsunuz, sonra unutuyorsunuz,
laflarıyla iğnelemeye çalışanlara sinir oluyorsunuz, sonra AMAN BANANE KONUŞSUN KONUŞSUN DURSUN, diyip umursamıyorunuz,

ve günler geçiyor...
öyle böyle...

işte bu zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğum şey,
kollarını açmış o iki kol
konuşmadan konuşan o bir çift göz,
ve dünyamdaki cennet kokusu.


Bu yüzden;

içimdeki bu deli ruh'u hep sevdim, ha diyince çıkıp gitmeleri, bu deli cesaretimi, gitmeleri ve gittiğim için, sarılıp kokusunu duyduğum için "iyiki de gittim" demeleri :)


daha önce de yazmıştım eğer eşinizin şehir dışında bir ekmek kapısı var ise bu hem faydalı hem zararlı bir süreç...

özlemle aşk pekişiyor, buna inanıyorum,
önemli süreçleri yalnız başına geçirmek zorunda olmak da zor bunu da yaşıyorum...

o yüzden, içimdeki deli ruh'a ihtiyaç var, malum,
kış bitene kadar çok ihtiyacımız olacak sanırım "hadi gidelim" demelere...
ve tabi ki vakit bulabildiğim ölçüde..

ve,
bu deliliği benimle iki kere yapan bu arkadaşa da teşekkürleri bir borç bilirim..
yooo borç morç bilmem, sonuçta o da gayet eğlendi, hıh!

ama şunu bilmek çok güzel,
desem ki ona "hadi bidaha gidelim noluuurr"
düşünmez tamam der o bana ;)
çünkü beni sevioooo :))))))))

 ve bir de;

oraya giderken asıl amacımız 2NİSAN için aklımdaki bir projeyi gerçekleştirmekti ama 2 sefer gidişimizde de gerçekleştiremedik, ve bu hüsranın sonucunda aşağıdaki fotoğraf çıktı ortaya.. :( gülsem mi üzülsem mi bilemedim ama, UMUDUM VAR HALA, YAPABİLİRİM, BİR DELİ "HADİ GİDELİM" E BAKAR NASILSA :P :P :P

kendime verdiğim Mola, yarın itibariyle bitiyor...
Pazartesi aldığım dopingle, işlere girişmeye hazırım...
hadi bakalım Allah rast getirsin... :)

#waitingforApril2

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...