Salı, Kasım 30, 2010

KASIM'DA AŞK BAŞKA MIDIR?


Kasım 1 itibariyle iletilerde, mesajlarda, resimlerde hep “sweet november”, “Kasım’da aşk başkadır” yazılarını gördüm.
Baktım insanlarda bi coşku bi heyecan.. Kasım sarmış dört bir yanı, aşk sarmış sanki tüttürmüş bacaları..
Baktım baktım gerçekten Kasım’da aşk başka mıydı? Kime farklıydı kasım, yine aynıydı?
Bilemedim.
Bazılarını gördüm, evet işte Kasım’da aşk başkadır dedim ama, bir elimin beş parmağını geçmedi
Fark ettim..
Şimdi düşündüm de bu coşkular bu heyecanlar, aylara yüklenen anlamlar boşuna mı?
Düşündüm de
Kasım’da aşk başka mıdır gerçekten???

Aralık ayında, mutlu aşklar o zaman…=)

Pazar, Kasım 28, 2010

Kalp Kırılmaya Alışmaya Görsün....


Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Her kırgınlığı üzerine çeke çeke atıyor sanki
Sanki her elinde hançer olan koşa koşa ona geliyormuş gibi
Bunu biliyormuş gibi, korka korka kan pompalıyor
Sanki son defa atarmış gibi güm güm atıyor
Sanki son damlasıymış gibi kanıyor.
Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Durmuş gibi sanki nefes alırken hissettirmiyor kendini
Sanki her yere dağılmış sanki orada yokmuş gibi sol yanda
Sanki yok olmuş bi anda
Sanki yolun sonuna gelmiş gibi
Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Sanki belli eder gibi bunu
Her defasında daha fazlasıyla
Ve her defasında daha farklısıyla
Sanki kendine eziyet eder gibi
Sanki medet umar gibi
Kalp kırılmaya alışamaya görsün
Tüm gözyaşlarını kapakçıklarına hapseder gibi
Sanki odalara sığamaz gibi
Sanki ağlayamaz sanki boğulur gibi

Ah Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Ağız dil bağlanıyor kelimeler kifayetsiz kalıyor
Belli belirsiz bi gülümseme yayılıyor
Beyin uğulduyor kulaklar sağır oluyor

Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Her kırıldığında bi kere daha duruyor
Her kırıldığında bi kere daha öldürüyor bedeni
bi kere daha öldürüyor yüreği
Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Her kırgınlıkta daha kapatıyor kulaklarını duyacaklarına
Daha kapatıyor gözlerini göreceklerine

Kalp kırılmaya alışmaya görsün
Kapatıyor kendini…

Kalp kırılmaya alışmaya görsün işte…
Şimdi Parçalarını aramaya hali yok…

Alkışlar…

aynı yol..farklı adımlar...

Sokağın köşesinde durmuş gelene geçene bakıyordu kız sabahın karanlığında.
Bazı sabahlar ne gelen olurdu ne giden.
Bazı sabahlarsa çok sık duyulurdu topuk sesleri.
Kadınların hızla hareket ettiklerini adamlarınsa ağır ağır ama büyük adımlarla yürüdüklerini izlerdi.
Sokağın köşesinde durmuş gelene geçene bakıyordu o sabah ve düşündü ne kadar değişik insanlar vardı şu dünyada, kaşı gözü ne kadar değişik, adım atışı saçını savuruşu ne kadar değişikti.
Erkek ve kadına baktı. Aynı yöne ama ayrı adımlarla yürüyorlardı. Ne kadar farklı adımları ne kadar farklı bakışları, diye düşündü.

Sonra karşıdan bi çift geldi el ele tutuşmuşlardı. Onlar da hızlı hızlı yürüyorlardı belli ki bir yere yetişmeye çalışıyorlardı. Kızın ayağında siyah topuklu pabuçları, adamın üzerinde ise siyah bir palto vardı. İkisinin de ellerinde bilgisayar vardı ama boşta kalan ellerini birbirlerinin elleri dolduruyordu.
Onlara baktı dikkatlice bi kaç saniye içinde. Onlar da birbirlerinden çok farklıydı, kız sarışın adam esmerdi. Kız ince ve kısa, adam uzun ve kiloluydu. Adımlarını atışları ileriye bakışları farklıydı. Bilgisayarlarının boyutları vücutlarının duruşları, farklıydı. Bu farklılıklara rağmen birbirlerine kenetlenmiş ellerine baktı. Aynı yolda farklı adımlarla yürüyorlardı. İki farklı insan aynı yere gidiyorlardı.
O kadar farklılığa rağmen, aynı yolda gülümseyerek yürüyorlardı…

Cumartesi, Kasım 27, 2010

Teyzem'e...TEYZOŞUM...

Hani yazıyorum ya arada bir birilerine, gönderiyorum ya kelimeleri cümleleri.. Hemen okusun diye değil ama günün birinde bu sitenin linkine tıklar, görür ve mutlu olur diye..
Aslında şimdi yazma amacım bu değil..
Hani yorgunluktan heryerinizin ağrıdığını hissettiğiniz anlar vardır ya uyursunuz uyanırsınız hala yorgunsunuzdur. Sürekli bi uyku hali hep dibe çeker sizi ama aslında tv karşısında koltukta uzanmak ve o miskinlik zevk de verir.
Oturduğu yerde binbir tane şey düşünen, ama art niyetli değil, sadece düşünen hayatındakileri ve hayatından gidenler, yaşadıklarını ve yaşadıklarını düşünürler ya sürekli hani, işte öyle bir mood içindeyken geldi aklıma da…
Teyze dediğiniz şey gerçekten “anne yarısı”. Sanki anne kokuyor gibi sanki annem kokuyor gibi 5 teyzemin de her biri. Küçükler her zaman sanki daha bıcırık daha nazlı oluyor aynı benim küçük teyzoşumun olduğu gibi..
Ablalarının bitanesi oluyo, 6 kızın en sonuncusu en nazlısı…
İsterdim ki gerçekten daha yakından duyabilmeyi kokusunu, daha yakından, yan yana kahkahalar atabilmeyi, her mutluluğumu paylaşabilmeyi ve her üzüntümde yanında ağlayabilmeyi.
Hem mutluluğumu hem huzursuzluğumu yaşadığım için küçük teyzoşumun yanında, kendimi şanslı hissediyorum.
Bize geldiğinde evin içinde dolanışımı izleyişini, gülüşümden mutlu oluşunu bi de herkesten farklı “şirine” deyişini..
Sonra en kötü dediğim günümde beni önce sessiz sessiz dinleyişini, gözyaşımın dinmesini bekleyişini, sonra sessiz sessiz sakin sakin benimle dertleşmesini;
Yaşadığım için şanslı sayıyorum kendimi..
Teyzoşummm, 5 ablasının nazlı edalısı..
Anne yarısı diyorum çünkü kaç kilometre uzakta olursa olsun adını duyunca anne kokusu gelir ya hani, işte o yüzden.. Telefonla konuşurken sanki anne sesini duymuş gibi, anne şefkatini hisseder gibi, onun bir “nasılsın” sorusunun altında aslında neler var olduğunu kelime kelime okur gibi…
Teyzemmm uzakta bile olsan Anne Yarım benim… En küçük anne yarım… En minik anne yarım…
Beni hep destekleyen benimle hep gurur duyan, beni hep “şirine”si sayan enn minik teyzem…
Hayatın her zorluğuna çelik gibi durabilen bıcırık teyzem..
Aslan gibi iki delikanlı yetiştiren en yetenekli en küçük teyzem…
Benim gururlu teyzem… Duasını dilinden hiç eksik etmeyen, hep şükretmesini bilen cici teyzem…
Şiveyle en güzel konuşan, “çay” derken ç harfini en güzel vurgulayan güzel sesli en ufak teyzem…
Teyzemmm.. Anne yarım.. Şu hayattaki en büyük özlemimiz, şu şehirdeki aslında en büyük eksiğimiz, burada olsaydı ne güze olurdu diye söyleyip bitiremediğimiz en güzel hayallerimiz, sesini özledim yaaa diyip aradığımız aradığımızda kahkahalara boğulduğumuz ve her ne olursa olsun bizimle gülen, bizimle sevinen, güzel huylu teyzoşum…

Teyzem….
Hadi gel, çay demledim…
Seni çok seviyorum…

Salı, Kasım 23, 2010

öğretmenim canım benim canım benim....


İnsan ailesiyle büyüyor gelişiyor ama öyle bir el var ki dokunduğu zaman çocukluktan yetişkinliğe baştan aşağı etkiliyor hayatı.
Öyle bir el ki hayata bakışını, okula bakışını, kaleme, kağıda, boyaya bakışını dokunuşunu değiştiriyor.
Öyle bir el ki ayakların attığı adımı, ağızdan çıkan cümleyi, ve yüzdeki değişen her mimiği etkiliyor
Öyle bir el ki, bir ömür unutulmuyor.
İşte o mucize elin adıdır ÖĞRETMEN.
Her öğretmenler günü ne kadar özel ve kutsalsa bizim için, tabiî ki öncelikle ATATÜRK’ün önderliğinde, öğretmenleri öğrenci olarak değil onların yanından biri olarak tanımak ve yaşamak çok daha güzel. Bu iki senedir bunu anlıyorum.
Bir çocuğun öğretmenine “öğretmenim” diyerek seslenişi ne kadar mutlu edici bir şeydir, çocuğun öğretmenine sığınması, onun elleriyle yoğrulması nasıl gurur verici bir şeydir.
Anlıyorum.
Bir çocuğun üzerinde öğretmeni olarak kendi çizgilerini görmek ne kadar değişik bir duygudur.
Bir çocuk ve bir öğretmen arasındaki ilişkiyi daha yakından görüyorum iki senedir ve her geçen günümde yeni şeyler öğreniyorum.
Şimdi bütün öğretmenlere yazıyorum bunu ve sunuyorum teşekkürlerimi sonsuzca.
Mucizeler güzeldir, mucizeler önemlidir.
Mucize dediğimiz şey, öğretmenim dediğimizin elleridir..
Öğretmenler gününüz kutlu olsun öğretmenim…

Öğrencilerimizden, öğretmenine öğretmenler günü resmi ve söylemek istediği...

SEYİRLİK DEĞİL ÖMÜRLÜK OLSUN....

http://www.facebook.com/video/video.php?v=225778345746

Hani bazı şarkılar vardır ya özeldir hep. Dinleyince bişeler anımsatır anımsatınca bişeler canlandırır, canlandırınca ya durdurur ya vurdurur, ya deler geçer ya coşturur biter… ama vardır yani bi hatırlattığı bi canlandırdığı bişeler..
Derinden hissedersiniz ya kelimeleri, her vurgusuna kadar, her kelimeye her harfe kadar..
Her nakaratta biraz daha kendinizden geçersiniz hani, şöyle içinizden gele gele ama kimbilir belki de sessiz sessiz söylersiniz ya eşlik edersiniz hani..
Ama vardır yani o sessizliğin ardında bi çığlık bi haykırış, o sessizliktir ki neleri hapsetmiştir içine, neleri gömmüştür sessizliğine.. öyle gömülü bi şekilde sessiz sessiz fırtınalarla eşlik edersiniz..
Her kelimeye her heceye her harfe.
Altındaki her derinliği keşfede ede, içinize çeke çeke ve her kokuda her dokuda ayrı bi derine inerek,
Derler ya, daha da bi derine, diye,
İşte aynen öyle…
Daha da derine en derine…
Her kelimeyi hissede hissede…
Şarkıda derken , hiç ummazdım oldu sonbaharda, gülümseyerek,
Hediye gibi geldin hoş geldin, derken heyecanla,
Seyirlik derken ömürlük olsun,derken umutla…
Her kelimeyi resmen yudumlaya yudumlaya..
Safa geldin son ihtimalim, derken sancıyla, korkuyla ve umutla…
İşte öyle bi yerlerde dolana dolana, vurguyla, aşkla, tutkuyla..
Vardır işte öyle şarkılar, yaşarsınız ya hani doya doya..

İşte öyle bu şarkı..
Doya doya dinlemelik..
Derine inerek söylemelik..
Hissederek yudumlayarak eşlik etmelik..
Değene, hak edene korkmadan cesaretle aşkla aşk-ı ilan etmelik

Pazartesi, Kasım 22, 2010

TATİL ERTESİ..YAZMAZSAK OLMAZ =)))

Uzun tatiller hep güzeldir tabiki ama bittiğinde, eski rutinlere geri dönmek zorunda kalmak hep yorar insanı..
Zaten alışmışız uyumalara, sıcacık yatağın tadını çıkarmalara, şansımıza günlük güneşlik bayram sabahlarına uyanmalara..
Rahat rahat kahve içmelere, uzun uzun kahvaltı etmelere, hoş sohbetlere, hadi diyip sokaklarda dolaşmalara tabiî ki de deli divane..
Her gün rahat rahat sevgilimizin elini tutmalara, dilediğimizce doya doya tatilin tadını çıkartmalara, hasret gidermelere,
Ve daha daha nicelerine..

Uzun tatiller hep güzeldir, şansımıza da İstanbul havası güldü resmen bize bu tatilde. Kasım ayında aşk başkadır dedik ya kasım ayında ilkbaharı yaşamak da başkaymış, bunu da öğrenmiş olduk.
Tişörtleri giyinip gezeceğimizi kim tahmin edebilirdi kasımın göbeğinde ama giydik ve gezdik. Yazdan kalma güneş gözlüklerimizi kılıflarından çıkardık, deniz kokusunu ciğerlerimize doluşturduk ve iş zamanı yapamadığımız çok şeyi bu upuzun tatilde yaptık.
Çok şükür
=)

Şimdi iş zamanı ve pazartesi sendromu bizim iş yerimizde İLK defa çok kolay atlatıldı. Fark ettim ki herkeste bi mutluluk bi neşe var. Çocuklarımız gayet iyi, biz gayet iyiyiz.. her şey yolunda bi problem yok kısaca.
Gecem uykusuz geçmiş olsa da sabah mecburen 6 olmadan uyandım ve gariptir ki saatin o alarm sesini özlemişim. Halbuki daha 10 gün öncesinde o sesi tamamen kısmak o saati de yok etmek istiyordum. Bu sabah öyle olmadı
Fark ettim ki insan gerçekten bazen sevmediği şeyleri bile özleyebiliyor. Kim bilir belki de o sevmediklerimizin arasına sıkışmış bi kaç sevdiğimiz özletiyordur emin değilim ama fark ettiğimi biliyorum. Saatin sesini özledim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra 1 dakika süreyle dolabın karşısında durup ne giysem diye düşünmeyi özledim. Saçımın bozulmuş fönünü düzeltmeyi bi de makyaj yapmayı özledim. (malum 10gün dinlendirdik yüzümüzü-detoks=)) ) tıkır tıkır topuklu ayakkabılarımın çıkardığı sesi o sessiz sokakta duymayı özledim. Daha güneş yeni yeni çıkarken tepelere, çıkan topuklu ayakkabılarımın sesi, kulağımda kulaklığım ve en hareketlisinden müziğim..
Şimdi dahasını saymak isterdim ama dahası bana ve ortaklarıma kalsın istedim.

Dediğim gibi, insan sevmediği şeyleri bile özleyebiliyormuş içinde sevdiği bi kaç bişe olduğu zaman..
Umuyorum ki sevmediğiniz her şeyin içinde sevdiğiniz bi parça mutlaka olsun..
Olsun ki,
Sevmediğiniz şeyler de sizi hayata bağlayacak bi ışık olsun…

İyi çalışmalar… Mutlu haftalar =))))

...PınarYaşamPınarım...


not: çiçek de benden olsun hadi, pembe gibi şeker olsun haftamız diye =))))

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...